KIR İMGESİNDEN KENT İMGESİNE BEYTEPE
2004 yılında köy statüsünden mahalle statüsüne evrilen Beytepe, bugün kentsel dönüşüm ve soylulaştırma projelerinin kıskacında, eş zamanlı bir kent-kır ikiliğinin kolajına tanıklık ediyor. Foucault’nun heterotopya kavramıyla işaret ettiği o "yan yana ve iç içe geçmiş dağınıklık", Beytepe’nin her sokağında, tarım alanında kendini gösteriyor. Yataydaki doku, gökyüzüne uzanan uyumsuz rezidanslarla deliniyor; küçük ölçekli kent taklitleri, köyün kadim gövdesine eklemlenerek bir işgal biçimine dönüşüyor.
Sergideki üretimler, Beytepe’yi pastoral bir romantizmle değil, aksine zamanın ve doğanın erozyona uğradığı heterojen bir mekân olarak ele alıyor. Ankara’nın çeperinde bir "eşik" olarak duran Beytepe’de, kırsalın yatay sessizliğinden kentin gürültülü dikeyine geçişini; sanatçılar "geri çağırma" refleksiyle mercek altına alıyor, manzaranın altındaki o "örtük anlatıyı" kazıyorlar. Çünkü Beytepe’de boşaltılan manzara aslında hiçbir zaman boş değildi; zira mekân, yalnızca coğrafi bir koordinat değil, içinde barındırdığı yaşam biçimlerinin, anıların ve nesnelerin tortulaştığı bir saklama alanıdır. Beytepe’nin manzarası hafıza taşıyor, yaşanmışlık taşıyor ve insan-doğa arasındaki o kopmaya yüz tutmuş metabolik ilişkiyi fısıldıyor.
Günümüzde sunulan "yeni hayat" vaatleri, insanı kendi doğasından ve ait olduğu gerçeklikten uzaklaştıran bir şiddet biçimine dönüşmüştür. İnsan ve toprak arasındaki bağ koptukça; yerini kaos, travma ve distopik bir tekinsizlik alıyor. Bu sergi, tam da bu kopuş noktasında durarak soruyor: "Bugünün manzarasında, kadrajımızda ne var?"
Mesken tutmanın geçici bir durum değil, anı ve yaşantılarla örülen bir "ima hali" olduğunu hatırlatan bu seçki; izleyiciyi doğayla kurduğumuz sorunlu ilişkiyle yüzleşmeye, kırsalın yok oluşunu sadece bir çevre felaketi olarak değil, bir öz-yıkım olarak yeniden okumaya davet ediyor.
Doğanın işleyişini tarif etmenin ötesinde; Beytepe, türler arası yakınlığın uzaklığa dönüştüğü o kritik eşiğin kaydıdır.